Eyl 07
2001 yılında başlayan ikinci filmle ilgili dedikodular 2007′de motor denmesi ile son buldu. Ancak Carter’ın son işlerinde istediği başarıyı yakalayamamış olması filmde de etkisini gösteriyor. Öyle bir senaryo yapılmış ki dizinin en kötü bölümü bile bu filmden iyidir diyebilirim. Her şey tadında güzel sözünü bir kez daha anıyoruz.

Lost’un, Heroes’un olmadığı yıllardı. Henüz dial up bağlantımızla ancak sevdiğimiz bir filmin en fazla afişini indirebilirdik. İşte o zamanlarda dizi manyakları daha yokken, x files diye bir dizi çıktı ortaya. Türkiye’de ilk defa Tgrtde yayımlanmaya başlayan X Files daha sonra yeni sezonları ile cnbc-e’ye transfer olarak Türk bilim kurgu hayranlarının da kısa sürede sevgisini kazanmıştı.
Chris Carter’ın yarattığı dizide, paranormal olaylar, uzaylılar, açıklanamayan cinayetlerle uğraşan bir FBI bölümü konu ediliyordu. FBI ajanı Fox Mulder kız kardeşinin gözleri önünde uzaylılar tarafından kaçırılması ile kendini bu tür davalar konusunda geliştirmiş her tür paranoyaya inanabilen bir ajan, Dana Scully ise Mulder’ın gerçek dünyada kalması için çırpınıp duran tıp eğitimi almış bir şüpheciydi. Bu ikilinin üzerine yığılan açıklanamayan davalar her bölümde seyirciyi bilinmeyenin içine biraz daha itiyordu.
Bilim kurgu ve korku ögeleri ile beslenen hikaye kısa zamanda büyük bir hit oldu. 1993′de yayınlanmaya başlayan dizi 2002′de finalini yaptığında onlarca Emmy, Golden Globe ve hayranlarının alkışları arasında bitmişti. “The Truth Is Out There”, “Trust No One”, ve filme adını veren Mulder’ın ofisinin duvarındaki bir ufo resminin altında yazan “I Want to Believe” gibi sloganları da Amerikan pop kültürünün önemli simgeleri haline gelmişti. Yazının devamı… »
Bu Yazıyı Paylaşın
Eyl 05
->
Fantastik sinemanın oldukca verimli bir alt türü olan korku sineması Başlangıcından bugüne pek çok sarsıcı örnek vermiş, dönemsel olarak oldukca önemsenmiş yada hakir görülmüş bir alandır. Her yaştan seyircinin bu türe olan açlığının ticari olarak değerlendirilmesinden dolayı sayıca çok fazla örnek verilmiş ve ister istemez bir kendini tekrar etme durumu olşmuş, alt türlerin neredeyse her filmde uygulanan şablonları çıkarılmış ve başlarda ilginç olan kimi fikirlerin defalarca işlenmesinden mütevvellit bir klişeleşme yaşanmıştır.

Her dönemde yaratıcı fikirlerle bunu aşan yönetmenler olmuş ama onlarda bir süre sonra yeni klişelerin yaratıcısı olarak anılmışlardır. Örnek : Danny Boyle ilk filminde Zombi‘leri devrimsel sayılabilecek bir fikirle, sinir bozucu yavaşlıklarını boşverip müthiş hızlı yaratıklar olarak perdeye aktardı ama şimdilerde özellikle video piyasası içinde yapılan filmlerde Ussein Bolt’dan daha hızlı koşan Zombiler var. Bu sebeple filmi izleyen kişinin 1.5 saatlik bir deja-vu deneyimi yaşamasına sebep olan korku klişelerini analım istedim.
Yazının devamı… »
Bu Yazıyı Paylaşın
Eyl 01
->
Küçük bir çocukken, gerçekten de küçük bir çocuktum. Yaşıtlarına göre daha çelimsiz sıska bir çöpten adam… Sporla aram hiçbir zaman iyi olmadı… zaten benim boş vakitlerimi geçirmek için yapmayı düşündüğüm tek bir şey vardı : Film izlemek
Filmler büyülü bir Dünyanın kapısını açıyordu. Sadece bir bilet parasına (kaçak girmişliğim de çoktur) 1.5 saat boyunca genel geçer hayatın tüm sıkıcılığından ve tasasından uzaklaşıyor bir gün Nükleer savaş sonrası kurtulanları verimli topraklara götüren bir silahşör, bir gün babasının intikamını alan genç bir Şaolin rahibi başka bir zamanda Ray Harryhausen‘in stop-motion yaratıklarına karşı savaşan bir mitolojik savaşcı olabiliyordum. Kahramanlarla özdeşleşmek ve onların inanılmaz maceralarını yaşamak başka herşeyin önündeydi.
Aslında o zamanlar izlediğimiz filmler şimdikilere nazaran daha müsamerevari şeylerdi. Dış alım sistemindeki düzensizlikler ve yüksek telif sebebiyle özellikle benim çocukluğuma denk gelen 70′ler sonu 80′ler başı dönemde memleketin tüm sinemalarını ucuz Hong kong dövüş filmleri ile İtalyan Replikaları (Post Apokaliptik, gore, istismar sineması ve erotik filmler) basmıştı. Hong Kong filmlerinin afişleri genelde bizim afişcilerin derlemesiyle oluşturulmuş filmden görüntüler içeren daha az grafiksel işlerdi ama İtalyanların afişlerine bakmaya doyum olmazdı doğrusu. “Newyork 2019″ “Dünyanın Son savaşcıları” “Amazonlar” “Kıyamet komandoları” nefis çizimlere sahip olağanüstü afişlerdi. Film izlemeye gitmediğim günlerde dahi elimde bir külah dondurma ile Sinema’nın karşısına dikilir saatlerce bu muazzam eserleri inceler dururdum. “Canavarlar Çarpışıyor” adlı bir Godzilla filminin şu an bile çizebileceğim kadar detaylarına hakim olmuştum. Video kaset çılgınlığı sırasında bu afişler az biraz oynanmış halleriyle tekrar karşıma çıktılar ve aynı veled bakışlarımı bu defa kiralamacıların önünde harcadım. Bu arada bazı video kapaklarını (hepsi Metin Demirhan abimizin arşivinden derlenmiş) şu ingiliz sitesinde bulabilirsiniz : Turkish Video Covers by Metin Demirhan
Video Günlerimiz
Video denen çılgın aletle memleket sıkıyönetim günlerinde tanışmıştı. Erken 80′lerde Tek kanallı ve sıkıcı Devlet Televizyonunun yayınladığı naftalin kokulu filmlerden ve dizilerden gına gelmiş halk da doğal olarak bu inanılmaz eğlence vaadine kanıp neredeyse 3-4 maaş toplamına sahip olunabilen Video cihazlarını TV’lerinin altına ve yine üstünde dantel olması şartı ile yerleştirivermişti bile. Bu kadar pahalı olmasına rağmen bu kadar çok kişi tarafından alınmasının en önemli sebebi de, ilan edilmemesine rağmen neredeyse Demirperde ülkelerinden bile daha despot bir anlayışla yönetilen memlekette, sıkıyönetimin de etkisi sebebiyle eğlence namına hiçbir şey kalmamış olmasıydı. O zamanlar Video dediğimiz teknoloji harikası! Cihazlar inanılmaz bir statü sembolü idi. Tıpkı Televizyonların ilk görüldüğü zamanlardaki gibi Video’su olan ailelerin itibarı artıyor, misafirleri eksik olmuyor, dolayısiyle havalarından da geçilmiyordu. Video’su olanlar kendi arasında ikiye ayrılmıştı; kaydedicili videosu olanlar ve player sahibi olanlar. Hepsinin değilse de bir kısmının birde yardımcı cihazı oluyordu; Betamax yada VHS kasetleri geri sarmak için kullanılan garip alet! video da geri sarmayın video bozulur derlerdi. Video kaset kiralayan yerlerde bunlardan 3-4 tane olurdu. kaseti teslim edince hemen geri sararlardı. Yazının devamı… »
Bu Yazıyı Paylaşın
Eyl 01
Taze beyin peşinde koşan Zombiler, Kurtulmaya çalışan bir avuç insan, gizli hükümet deneyleri ve deli doktorlar… İstismar sineması meraklılarının aradığı her şey bu filmde!

Kuzey Amerika Sinemasının nesli çoktan tükenmiş arızalı yönetmenlerinden Quentin Tarantino ve Meksika’lı yardakcısı Robert Rodriguez’e ait Grindhouse projesi gündeme geldiğinden beri ilgili bir takipcisiydim. Fakat, “Grindhouse“un ülkemiz sinemalarında iki parça olarak gösterileceği açıklandığında oldukca üzülmüştüm… Alacağım “tad”ı bozmamak için her ikisini de DVD raflarına birlikte (sahte fragmanlarıyla birlikte) düşene kadar görmemeye yeminliyken…. bir müptelanın kriz anına denk gelen bir duyguyla, bir öğlen vakti gidip “Planet Terror“ü görmüş ve midnight.blogcu.com adresindeki eski blogda yayınlamış idik… Kendimizce çok sevdiğimiz bu yazıyı her ne hikmetse buraya taşımayı unutmuşuz…
Öncelikle “Planet Terror“ün gösterim zamanı çok iyiydi… Yıllar önce tatil vakitlerinde izlediğimiz, genelde Özen Film ve Yeni Tual film‘in getirdiği, bolca İtalyan Post apokaliptiği ve Zombi filmlerinin gösterilme vakitlerine uygun olarak, gevşek ve sıkıcı, kurak bir yaz gününden kaçmak amacıyla sinema salonlarını doldurduğumuz bir ana denk geldi. ve inanılmaz zevk aldığım bu filmden çıkarken çocuk ve ergen zamanlarımda karanlık salondan, hemen gün ışığına çıkan kamaşmış gözlerimle ilgili anılarım aklıma düştü. Ne yazıkki artık bütün Sinemalar Alışveriş merkezlerinde ve yapay ışık bu sihirli etkiyi sağlayamıyor
(üzüldüğüm şeye bak!)
“Planet Terror” kendine referans olarak zombi ve çatışma temalı ucuz exploitation-istismar filmlerini örnek alıyor ve türün 70′ler ve 80′ler de biriktirdiği bütün malzeme ve klişeleri, bu defa gösterişli ama tür’e büyük bir saygıyla yaklaşarak sunuyor. Bir yerde Uçak - Scary Movie serisi ya da Epic Movie gibi bir tür parodisini yapmasına rağmen onlar gibi türü sömürmek ve aşağılamak yerine, asıl amacının bu janrı hatırlatmak ve güçlendirmek olduğunu 2 saat boyunca hiç unutmuyor. Bu anlamda Planet Terror sinemada yapılmış en büyük saygı duruşlarından biri… Yazının devamı… »
Bu Yazıyı Paylaşın